9 Oca 2008

Hayal Nedir-Hayalin Tanımı - Hayal Hakkında

Hayal Nedir-Hayalin Tanımı - Hayal Hakkında
nsanoğlu yıllardır kendi özündeki mistik duygularını tatmin etmek için birçok tanrıya inanmış, hatta konuşup içindeki problemlerini ona anlatmış. Tekamül devresi gelince, Allah kavramını öğrenmeye çalışmış, ama yine de kendi beyninde yarattığı Rab kavramını silememiştir.

Bazen çeşitli yerlerde yaşayan insanlar hayal gücünün ürettiği olağanüstü şeyler gördüklerine inanıyorlar. Her beldede böyle birçok olay duymak mümkün. Bu hayal gücünün yarattığına bir de suret verildi mi tamam, o surette cismani şeyler görülür. Ancak şu kesinlikle unutulmamalı ki, görülen her şey Hakk�ın tenezzülat makamından kişiye olan merhametinden dolayı bir tecellidir. Hayal edilenler ancak bu dünyada var oldu, buluşlar icatlar hep hayal ile başladı. Mesela Jules Verne, Aya Seyahat�ı yazdığında aya henüz kimse gidememişti. Bu konuyu kendisinden çok feyiz aldığım M.İBNİ ARABİ�nin şu sözleri aydınlatıyor.


�Bazen de hayal edilen şey, beşer suretinde olan bir melek sureti olur. Bu ise, bitişik hayalde aynı hayalden bir görüntüdür. Böylece, o kimse onu bitişik hayalde tanır, bilir. Bu öyle bir hayaldir ki, iki suret arasında hissî bir suret vardır. Bu hissî suret olmasaydı, bitişik hayal onun misalini ortaya koyamazdı. Allah'ın insanların inançlarına göre tecelli etmesi de bu babdandır. Bu ise, iman edilmesi gereken bir husustur.


Eğer hayalin gücü olmasaydı, size izhar edip açıkladığımız bu şeylerden hiçbiri zuhur etmezdi. Çünkü hayal, varolanların (kâinat) en genişi, en güçlüsüdür, varolmuşların (mevcudat) en mükemmelidir. Hayal, ruhanî suretleri kabul eder. Bu ise, varolan değişmeden dolayı ortaya çıkan çeşitli suretlerdeki oluşumdur, teşekküldür. Bu değişmeler arasında süratli olanlar vardır; örneğin, ruhların somut beden suretlerine değişmesi ve manâların da somut suretlere değişmesi gibi; bunlar bu "ama"nın oluşunda (kevn) zuhur ederler. Ayrıca bu değişmeler arasında yavaş olanlar vardır: Örneğin, suyun havaya, havanın ateşe, bir damla suyun, meninin (nutfe) insana, un-surların da bitkiye, hayvana değişmeleri gibi. Bütün bunlar birer değişme olsalar da, insanın hayal gücündeki �ki bu hayal gücü bitişik (muttasıl) hayaldir� suretlerin değişim süratlerine sahip değillerdir. Ayrıca bunlar, ruhların suretlerinin somut bir beden olarak bedenlerin suretlerine değişimindeki, örneğin meleklerin insan suretine dönüşmesindeki sürate sahip değillerdir. Hiç kuşkusuz bunlardaki sürat en yüksek sürattir. Aynı şekilde, bunların bu suretleri terk etmeleri de, cisimlerin, bedenlerin öldükten sonra uğradıkları değişmelerden çok daha süratlidir.


Sonra, bu işin aslını, esasını anladıktan sonra, Hakk'ın Konuşucu (Natık), Hareket ettirici, Hareketi durdurucu, Varedici ve Giderici olduğunu da öğrenmiş oldun. Böylece, bütün suretlerin, kendilerine nisbet edilen şeylerle birlikte, onun için nasbedilmiş bir hayal olduğunu da bilirsin. Çünkü varoluşun hakikâti Allah Teala'nındır. �Perde hayalini koyanı görmüyor musun?� 0 perdeyi seyreden kimse, o perde üzerindeki varoluşun mahiyeti hakkında bir ilim tahakkuk ettirsin, varoluşunun mahiyetini iyice bilsin diye koymuştur Allah o perdeyi. Nitekim, o perdeye bakan kimse orada sayısız suretleri görür: Onların hareketleri tasarrufları ve hükümleri Tek Bir Varlığa aittir. 0 suretlerin bunda hiçbir şeyi yoktur. Onların varedicisi, hareket ettiricisi ve durdurucusu ile bizim aramızda çekilmiş bu perde vardır. Bu perde, O'nunla bizim aramızı ayıran bir sınırdır bir hattır. Aradaki fark (temyiz) bu perdeyle ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, O'na "İlah" denir, bize ise, "kul" ya da "âlem" denir, yani hangisini istersen onu söyle.


146. Sonra, bu Hamd, kendileri için varoluş içinde somut bir varlıkları olmayan manâlar ile nurî ve tabiî ci-simler arasındaki berzah varlığıdır (aynü'l-berzah); Örneğin, ilim ve hareket gibi: İlim nefislerde, ruhlardadır; hareket ise bedenlerde. Dolayısıyla, bunların ikisi de hayal hazretinde somut bir şekil kazanabilir. Örneğin, ilim süt şeklinde görünebilir. Aynı şekilde nisbetlerin tayini de böyledir, her ne kadar onlar için ne nefiste, ne ruhta, ne de bedende bir varlık söz konusu olmasa bile. Örneğin, sebat gibi. Sebat, bir işte sabit, kararlı, istikrarlı olarak durmaya verilen bir nisbet, bir ölçüdür. Bu sebat, bitişik hayal hazretinde hissedilen bir kayıt suretinde tezahür eder, tıpkı cisim şeklinde zuhur edip cisimlerin suretlerinde bir şekil olan ruhlar gibi; örneğin, Sahabeden biri olan Dıhye suretinde görünen Cibrîl (Cebrail) gibi. Ayrıca, Bedir Savaşında küçük zerreler suretinde gözüken melekler gibi. Bunlar ayrı (munfasıl) hayaldedir, tıpkı Hz. Musa'nın Asa'sının ve sihirbazların. sopalarının yürüyenyılanlar suretinde görünmesi gibi. Nitekim Allah Teala şöyle buyuruyor:

''... Bir de baktı ki, onların, ipleri ve sopaları sayesinde (yani yaptıkları sihir konusundaki ilimleri sayesinde) ona (yani Musa'ya) gerçekten koşuyorlar gibi görünüyor1' (Kur'an, Taha, 20/66). Dolayısıyla, onlar bunu hayal hazretinde ikame ettiler. Hz. Musa da onları muhayyel olarak idrak etti, fakat onların muhayyel olduğunu bilmiyordu. Aksine, etki ve hükümde tıpkı kendi asası gibi olduklarını zannetti. Bu nedenle de korktu ve kendisine "Korkma! Hiç kuşkusuz sen daha üstünsün� (Kur'an, Taha, 20/68) denildi.

Bitişik hayal ile ayrı hayal arasındaki fark şudur: Bitişik hayal, hayal eden kimsenin gitmesiyle kaybolur gider. Ayrı hayal ise, zatî bir hazrettir; daima manâları ve ruhları kabul eder; ezelliklerine bir şekil verir. Bundan başka bir şey olmaz. İşte, bitişik hayal de bu ayrı hayalden olur. Bitişik hayal iki çeşittir: Birincisi, tahayyülden meydana gelir. İkincisi, tahayyülden meydana gelmez. Örneğin uyuyan kimse gibi. Bu kimsenin uyurken rüyasında gördüğü suretler tahayyülden meydana gelmez. Tahayyülden meydana gelen hayal ise, insanın kendi nefsinde, önceden hissettiği veya tasavvur gücünün yeniden inşa ederek tasavvur ettiği şeyleri hayalinde tutmasıdır. His, bunların tümünü algılamamıştır. Fakat bütün bu toplamların her birinin hissedilmiş olması gerekir.�

Hiç yorum yok: