22 Eki 2009

Douglas Blackmon-Köleliğin Kirli Tarihi

Köleliğin kirli tarihi (hazırlayan = AHMET KURUCAN )
Douglas Blackmon, Wall Street Journal gazetesinin Atlanta büro şefi. Amerikan toplumu, ırk ve ekonomi alanlarında yazdığı yazılarla tanınıyor. Blackmon’ın geçtiğimiz günlerde yeni bir kitabı yayımlandı: Slavery by Another Name (Başka Bir İsimle Kölelik).

Kitabın kapağında hiçbir şey yok, sadece simsiyah bir zemin. Bence enfes bir tercih. Çünkü siyah; gözyaşı, trajedi, drama, ayrılık, zulüm, ölüm vb. insan ve toplum hayatında etkileri asırlarca, nesillerce devam eden hüzünlü hadiselere işaret ediyor.

Kitabın ismine bakınca, kitabın eski dönem değil “yeni dönem” kölelikten bahsettiği gibi bir kanaate kapılıyor insan. Eski dönem kölelik mâlum; insanların bir eşya gibi alınıp satıldığı, karın tokluğuna alabildiğine ağır işlerde çalıştırıldığı, insanlık tarihinin en karanlık, en utandırıcı dönemleri. Yeni dönem kölelikte ise kurbanlar yine aynı ama hâkim aktörlerde değişiklik var; dünün toprak ağaları, zengin derebeyleri, dağ ve şehir eşkıyaları yerini güçlü şirketlere hatta devletlere bırakmış. Afrika’dan Asya’ya son iki-üç asırdır Batı hegemonyasının altında inim inim inleyen kitleleri gözünüzün önüne getirirseniz ne demek istediğimizi daha net anlayabilirsiniz. Kaybedenlerin üçüncü dünya ülkelerinin, gelişmekte olan ülkelerin -Garaudy’nin tespitiyle “geliştirilmemiş ülke”- insanlarının olduğu, kazananınsa haksız dahi olsa güçlü devletler, silah ve petrol sanayiini elinde tutan şirketler olduğu bir dünya.

Zencilerin ABD’si

Dört yüzü aşkın sayfalık kitabın içine dalıp yolculuğa başladığınızda başka bir manzara ile karşılaşıyorsunuz; yazar, ABD tarihinin “kayıp parçası”(missing part) ile okurlarını yüzleştiriyor. Yakın geçmiş, ABD tarihinde yaşanan ama gerektiği ölçüde ABD ve dünya kamuoyunda yer ve yankı bulmayan gerçeklerle insanların tanışmasını sağlıyor. Nedir o? Afrika’dan gemilerle özgürlük ülkesine (!) taşınan ve bu ülkenin kalkınmasında inkar edilemeyecek iş gücü/emek katkıları olan zenciler. Bugün ülkeyi bir ağ gibi ören ve hemen herkesi büyüleyen karayollarından demiryollarına, sanayileşme dönemi kalkınmışlığının motoru olan fabrikalardan yine herkesi kendine hayran hayran baktıran yerleşim yerlerine kadar her yerde alın teri olan zenciler.

Oldum olası dramları sevmem. Küçüklüğümde bile sonu mutsuzlukla, hüzünle, gözyaşı ile biten Yeşilçam filmlerini seyretmezdim. Ama bu kitabı sevdim; sevdim zira bu kitapta ABD tarihinin bulmacasındaki kayıp parçayı buldum. Kitap bu ülkeyi, bu ülkenin kültürünü, beyazların zencilere bakış açısındaki farklılığı daha iyi anlamama vesile oldu. En basitinden Barak Obama’nın başkanlık adaylığı bağlamında ülkede yaşanan tartışmaların, zenci canibindeki heyecan, beyazlar canibindeki korku dolu endişenin kökenlerini kavrama imkânı sundu bana.

Kitap, roman üslubuyla kaleme alınmış ama kurgu değil. Konusunu gerçek hayattan alıyor. 1908 yılında Green Cottenham adlı bir zencinin haksız yere serserilik suçundan tutuklanıp polis ve adalet sisteminin işbirliği ile kömür madenine nasıl satıldığını anlatarak başlıyor ve onun ölümüne kadar uzanıyor. Sadece o mu? Hayır. Cottenham gibi, onun kader arkadaşları olan yüzler, binler rakamlarla yer alıyor kitapta. Tezgah oldukça güzel kurulmuş: Özellikle güney eyaletlerinde, başka bir tabirle meşhur “Bible Belt”e bedel “Black Belt” (Zenci Kuşağı) denilen eyaletlere çevrili alanda. Zenciler tahriklerle suç işlemeye teşvik ediliyor. Polis gelip tutukluyor, hâkim karşısına çıkarılıyorlar, hapis cezası veya fidye takdir ediliyor. Zenci hapse girerse mahkûm olarak çalışıyor, fidye kararını kabullenirse fidyesini veren şahsın emrinde çalışıyor. Mahkûm açısından değişen bir şey yok: eninde sonunda çalışacak. Bu tezgahtaki asıl amaç ne? Gayet açık; ucuz iş gücü. Nerelerde? Kömür madenlerinden karayollarına, çiftliklerden fabrikalara, limanlardan demiryollarından ormanlara kadar her yerde.

Şu anekdot mahkeme kayıtlarından alınmış örneğin:

“Bir Beyaz Amerikalı, zenci bir işçisinden şikayetçi olur. Hâkim karşısına çıkarlar.

Hâkim: Ne ile suçluyorsun bunu?

Davacı: İş sözleşmesine muhalif hareket ediyor.

Hâkim: Şahidin var mı?

Davacı: Sözleşmem yanımda.

Hâkim sözleşmeye göz ucu ile bakar ve hükmünü hemen açıklar: ‘Bir yıl hapis veya yüz dolar.’

Davacı 100 doları mahkemeye öder ve zenciyi bir yıl bedava çalıştırmak üzere elinden tutup çiftliğine götürür.”

Yazar bu anektodu anlattıktan sonra şu yorumu yapıyor; “Bu türlü düzmecelerde hâkimler, beyaz tenli davacıların aleyhine karar vermezdi. Çünkü daha önceden onlar tarafından satın alınmış olurlardı.”

Pulitzer ödülüne aday

Kitap, ABD kamuoyunda yavaş yavaş ses getiriyor. Şimdiden “yılın kitabı” ve “Pulitzer” ödülüne layık olduğu hakkında basında yorumlar çıkmaya başladı.

Bitirirken; “dedelerinin yaptıklarından dolayı torunlarını sorumlu tutmak elbette akıl kârı değil. Tarihî hadiseler kendi tarihsellikleri içinde kalmalı ve yorumlanmalı.” Bunlara amenna. Ama bu ne kadar kirli de olsa maziyi bilmemeye, öğrenmemeye, gerçeklerle yüzleşememeye neden olmamalı. Hele hele örtbas etmeye asla! Çifte standarda da hakeza. Osmanlı’nın 1915 yılında verdiği Ermeni tehciri kararı ve sonrasında yaşananların konuşulduğu, incelendiği, senatolarda oylamaya sunulduğu, doktora tezlerine konu olduğu ölçüde Avrupa kökenli beyaz Amerikalıların Zencilere ve Kızılderililere yaptıklarını belgelere dayalı olarak konuşulmalı, yazılıp-çizilmeli.

Bir okur diyor ki, “İngiltere doğumluyum. On dokuz yıldır ABD’deyim. Zencilere yönelik yapılan şeyleri ilk defa bu kitapta duydum, irkildim.” “Haydi oradan, dünya gerçeklerinden bu kadar da kopuk yaşanmaz ki!” dediğinizi duyar gibiyim. Ne derseniz deyin, bu bir gerçek. Üzerinde yaşadığı topraklarda daha dün denebilecek bir zamanda cereyan etmiş böylesi hadiselerden habersiz, milyonları bulan bir nüfus var bu ülkede.

Douglas Blackmon’ın bu kitabı en azından bu açıdan işe yarayacak. Köleliğin hiç yok olmadığı, sadece isim değiştirdiği bir dünyada zevkle olmasa da ibretle okunacak bir kitap. Dünyaya at gözlüğü ile bakmayanlara tavsiye edilir.

Sayı: 32
Bölüm: Dünyadan

Hiç yorum yok: