4 Oca 2010

Tasarım Özellikleriyle Beylerbeyi Sarayı

Osmanlı saray mimarlığının belirgin özelliklerinden biri de,saray kompleksinin genel çizgileri belirlendikten sonra zamanla eklenen yapılarla genişleyip büyümesidir.19.yüzyıla kadar sürdürülen bu özellik,bu yüzyıl içinde değişen toplumsal yapı ve oluşan yeni anlayışla birlikte değişmeye başlamıştır.Bu açıdan konuya eğilindiğinde 19.yüzyılda yapılan sarayların önemli bölümlerinin bir bütün olarak tasarlandığında görülmektedir.Dolmabahçe ve Çırağan saraylarının yanısıra,Beylerbeyi Sarayı'nın yapılışında da aynı düşünce egemen olmuş,saray tüm birimleriyle,örgüt düzeni ve işlevi göz önünde bulundurularak yapılmıştır.
Genel bir bakış açısıyla değer-lendirildiğinde, sarayın tüm birimlerinin araziye,birbirlerinden bağımsız ve simetrik olmayan bir biçimde yerleştirildiğinde görülmektedir.Ana yapı kıyıda yer almıştır,diğer yapılar geride Set Bahçeleri'ne dağıtılmıştır.Bunlardan Sarı Köşk ve Mermer Köşk yukarıda büyük havuzun çevresinde yer almıştır,Ahır Köşk ise saray arazisinin güneyine yapılmıştır.Belgelerden varlıkları hakkında bilgi sahibi olunan Paşa Dairesi,Muzıka Dairesi,Geyiklik,Tavukluk ve Aslanhane gibi yapılar ise bugün ayakta değildir.
Bir 19.yüzyıl yapısı olarak Beylerbeyi Sarayı,Osmanlı Mimarlığındaki Batı etkilerini belirgin biçimde sergileyen özgün bir örnektir.Bilindiği gibi 19.yüzyıl,Avrupa'da endüstri devriminin başlangıcını oluşturmaktadır.Fabrikaların büyük kent merkezlerinin yakınlarında kurulması,iş gücünün köylerden kentlere göçmesine ve bireyin gelenek,görenek ve estetik değerlerinden uzaklaşmasına neden olmuş,kentsel yaşamın getirdiği yabancılaşma duygusu giderek geçmişe yönelik bir tür özleme dönüşmüştür.Dönemin mimarlık ürünlerine bakıldığında,bu yıllarda kentleri süsleyen yapıların çoğunun,geçmiş dönem mimarlıklarından Yunan,Roma,Rönesans ve Barok üsluplarından izler taşıdığı görülür.
Dış görünümüyle,dönemin Batı kaynaklı anlayışının etkilerini yansıtan Beylerbeyi Sarayı'nın ana yapısı,bodrumuyla birlikte üç katlı olarak yapılmıştır.24 oda ve 6 salondan oluşan iç mekan,Türk evi plan anlayışına uygun biçiminde bölümlenmiş,dış süslemedeki batı kaynaklı motifler,yerlerini iç süslemede geleneksel motiflerden türetilmiş süslemelere bırakmıştır.Yapı; Harem ve Mabeyn olarak iki ana bölüme ayrılmıştır ve bu iki bölümün girişleri birbirinden ayrı tutulmuştur.Mimar,Harem'e girişi sağlayan merdivenlerde köşeli çizgileri tercih ederken,Mabeyn'in giriş merdivenlerinde kavisli çizgiler kullanılmıştır.Öte yandan merdivenlerdeki bu farklılığın iç düzenlemeye de yansıdığı görülmektedir.Genel olarak, değerlendirildiğinde,Mabeyn süslemesinin Harem'e oranla daha göremli olarak ele alındığı anlaşılmaktadır.

Yalnızca mimari süslemede değil,mobilya seçiminde de aynı özenin gösterildiği,Briston ve Parson aracılığıyla Avrupa'dan eşya satın alındığı görülmektedir.Ana yapının yanısıra Sarı Köşk,Mermer Köşk ve Deniz Köşkleri için de Avrupadan eşya getirilmiştir.Sultanın yaptırmakta olduğu bu saray ve döşemesini,Dolmabahçe Sarayı'ndan oldukça farklı bir yaklaşımla ele aldığı anlaşılmaktadır.Mabeyn'in merdivenlerle girilen salonu,sarayın tüm zemininde olduğu gibi hasır döşelidir;Hasır üzerinde ise büyük ve değerli bir Hereke halısı vardır.Sevr yapımı büyük vazosu ve Bahemia avizesi ile dikkati çeken bu görkemli giriş salonuna,deniz yönünde Yaver Odası olarak tanımlanan mekan ile konukların bir süre bekletildikleri bir başka oda açılmaktadır.Aynı salona kara yönünden açılan odalar ise daha yalındır ve özel hizmetlilere ayrıldıkları sanılmaktadır.
Mabeyn ve Harem bölümlerini alt katta birbirinden havuzlu bir salon ayırmaktadır.Bu salon,mermer havuzuyla doğu saraylarına,yunus balığı biçimindeki fıskiyeleriyle de batının barok çeşme anlayışına bağlanmakta ve 19.yüzyıl Ösmanlı Mimarisi'nin kendine özgü sentezinin ilginç bir örneğini oluşturmaktadır.Havuzlu Salon'a Mabeyn'den açılan mekanlardan biri de,halat motifinin kullanıldığı mobilya biçiminden dolayı Kaptan Paşa Odası olarak anılan odadır.Denizciliğe ve Osmanlı donanmasının geliştirilmesine gösterdiği ilgiyle tanınan Abdülaziz'in yaptırtığı sarayda böylesi bir mobilyaya yer vermesi son derece doğal gözükmektedir.Odanın tüm mobilya,duvar ve tavan süslemeleri hep denize ve denizciliğe yöneliktir.Dolmabahçe Sarayı'nın tasarımıyla karşılaştırıldığında,Beylerbeyi Sarayı'ndaki yerleşimin de aynı düşüncelerden kaynaklandığı ortaya çıkmaktadır.Beylerbeyi'nde,Dolmabahçe'deki Zülveçheyn Salonu'nun yerini Selamlık Salonu almıştır,Sultanın Dolmabahçe'deki resmi işlerini yürüttüğü ve Zülveçheyn'e Harem tarafından açılan oda yerini de Beylerbeyi'nde Resm-i Kabul Odası yerleştirilmiştir.Böylelikle,bazı birimleri sınırlı tutulmuş bu yazlık sarayda,sultanın devlete ait işlerini,Dolmabahçe Sarayı'nda olduğu gibi yürütebilmesini sağlamıştır.Bunun yanı sıra,ana plan içinde,kumaş kaplama duvarlarıyla özelleştirilmiş "Baş Oda" anlayışı da,tüm 19.yüzyıl Osmanlı saraylarında olduğu gibi Beylerbeyi Sarayı'nda da karşımıza çıkmaktadır.Sarayın Mabeyn bölümünün üst katında,deniz tarafında yer alan odalar,belki de bu türün en ilginç örneklerini oluşturmaktadır.Çünkü bu odaların duvarları,kumaş değil,ahşap malzemesiyle kaplanmıştır.Ahşap malzeme ile kaplı odaların Rönesans saraylarına özgü olduğu bilinmektedir.19.yüzyıla ait olan Beylerbeyi Sarayı'nın da bu yüzyılın temel anlayışı olan seçmeci anlayışla yapılmış olması,bu odaların varlığını olağan kılmaktadır.Mabeyn'de ikinci katın ilgi çeken yerlerinden biri de Namaz Odası oluşturmaktadır.Odanın duvar ve tavanlarında yer alan yazılar,sarayın tasarımında dinsel bir mekanın varlığına gereksinim duyulduğunu,bu mekanın da sınırlı boyutlarda oluşturulduğunu göstermektedir.
Sarayın Harem Bölümü'nün girişinde de tıpkı Mabeyn'de olduğu gibi zengin süslemeli bir salon bulunmaktadır.Kara ve deniz tarafına yerleştirilmiş odalar bu salona açılmakta,üst kata çıkış,yine bu salondan çift taraflı olarak bir merdivenle sağlanmaktadır.Mabeyn'de ikinci katın ilgi çeken yerlerinden birini de Namaz Odası oluşturmaktadır.Odanın duvar ve tavanlarında yer alan yazılar sarayın tasarımında dinsel bir mekanın varlığına gereksinim duyulduğu,bu mekanın da sınırlı boyutlarda oluşturdupunu göstermektedir.Sarayın Harem bölümünün girişinde de,tıpkı Mabeyn'de olduğu zengin süslemeli bir salon bulunmaktadır.Kara ve deniz tarafına yerleştirilmiş odalar bu salona açılmakta,üst kata çıkış yine bu salondan çift taraflı bir merdivenle sağlanmaktadır.Tüm Osmanlı saraylarının "haremi" için geçerli olan kapalılık kavramı,Beylerbeyi Sarayı için de
geçerlidir.
Belgeler,hangi odanın kime ait olduğu konusunda net bilgiler vermekten uzak olmakla birlikte,üst katta deniz tarafında koridorun sağındaki odanın Valide Sultana ait olduğu tahmin edilmektedir.Beylerbeyi'nde tüm oda ve salonlar sarayın işlev ve örğüt düzeni gözönünde bulundurularak tasarlanmış,aydınlatma sisteminden süslemesine kadar tüm ayrıntılar ortak bir üslup içinde düşünülmüştür.Sarayla birlikte yapılan ve tasarımı Sarkis Balyon'a ait olan Deniz Köşkleri'nden Mabeyn Tarafındaki Selamlık Köşkü,Harem tarafında yer alan ise Harem Köşkü olarak adlandırılmaktadır.Köşklerin önlerinde iki sıra halinde sekizer sütuna dayanan birer revak bulunmaktadır.

Kaynakça:
# Cezar,Mustafa, "Süslemeler Yönünden Dolmabahçe ve Beylerbeyi Saraylarına Bir Bakış", Milli Saraylar Dergisi,1992,sayı : 2,s.4-26
## "Beylerbeyi Sarayı " , TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı Yayınları, 1993,s.22-69





Hiç yorum yok: