Kişisel Derleme İnternet Ansiklopedisi

ne,nedir,kimdir,nasıl ,anlamı,tanıtımı,hakkında,kim kimdir,biyografi,sözcükler kelimeler kavramlar ve anlamlar,merak edilenler

1 Şub 2011

Pozitif yaklaşım ve kişisel gelişim neden çok satıyor?

Pozitif psikolojinin(Pozitif Psikoloji kavramının babası Amerikalı Profesör Martin Seligman. 1980'li yıllarda güçlenen hümanist yaklaşımın devamı olarak ortaya çıkan pozitif psikoloji, klasik psikoloji gibi insanların ruhsal bozukluklarına çare aramak yerine insanları mutlu eden şeylere, olumlu düşünme biçimlerine, hoşgörü ve neşeye yöneltiyor. Kısaca klasik psikoloji hastalanmış ruhlara çare bulmaya çalışırken, pozitif psikoloji sağlıklı kişilerin daha mutlu olmasını ve sağlıklarını koruyabilecek bakış açıları geliştirmelerini sağlamayı hedefliyor.) yaygınlık kazanması ve mistik yaklaşımlarla harmanlanması modern insanı temelinde iyimserlik yatan bir kişisel gelişim çılgınlığına sürükledi. İnsan hayatında ve kişiliğinde köklü değişimler vaat eden kişisel gelişim kitaplarına ilgi müthiş oranda arttı. Son birkaç yıldır hayatımıza girmiş olmasına rağmen Türkiye'de raflarda 1600'e yakın kişisel gelişim kitabı var. Neler vaat etmiyorlar ki... Bol kazanç, mutlu evlilik, parlak kariyer, huzur, sağlık, güzellik... Bir insanın hayatta isteyebileceği hemen her şey hap haline getirilmiş kitaplar içinde piyasaya sürülüyor. Bu çılgınlığın nedenini sorgulamak gerekirse sözü ilk olarak Kemal Sayar'a bırakmakta yarar var.
"Ne oldu, ne oluyor da 'kişisel gelişim' bizi bu kadar ilgilendiriyor? Yüzeysel sloganlar, 'Hadi aslanım, hadi koçum' gazlamaları, hayata dair o sahte bilgeliklerBütün bunlar neden şimdi alıcı bulmaya başladı? Moderniteyle birlikte 'benliğin yükselişi'ne tanıklık ediyoruz" diyor Sayar ve önemli bir uyarıda bulunuyor: "Bingo! Milletçe kas geliştirir gibi kişilik geliştiriyoruz. Meddahlık yeteneği ileri psikologların huşû içinde dinlendiği seminerler, 'yaşam koçluğu', Kuzey Amerika'nın kolaycı formülleriyle şişirilmiş kişisel gelişim kitapları derken gelişim ateşiyle yanıp kavruluyoruz!"

20 Oca 2011

Artık Bana Karışma!

Diyojen heykellerden para istemeye başlayınca sormuşlar:
-Niçin böyle yapıyorsun ?
Filozof şu karşılığı vermiş:
-Red cevabına alışmak için..

Bu,güzel bir ders."Red" cevabı karşısında sarsılmamak gerekiyor.Buna alışmak için heykellerden para istemek mecburiyetinde değiliz."Red" cevabına karşı bakış açımızı değiştirmek yeterlidir."Hyır" engelinin sınırlarınız üzerinde yaptığı etki önemlidir."Hayır" engeli sınırlarınızı içeriye doğru çekiyor mu?Büzüyor mu?Şuna dikkat etmemiz gerekir:Kapıyı "hayır" kapatmaz.Bu cevabın etkisi ile kapıyı biz kapatırız.Her "Hayır" cevabında bir kapılarını kapatanlar sonunda içerde kalırlar.

Hayırlar,durumumuzu gözden geçirmek ve eksikliklerimizi tamamlamak için birer fırsat olarak görülmelidirler.İlk atlayışta 2 metre uzunluğu geçememişsek demek ki biraz daha gerilmemiz gerekmektedir.Hayırlar,bize ne kadar gerileceğimizi gösterirler.İşareti doğru alanlar istedikleri uzunluğu atlayabilirler.Hayır cevabı karşısında düşebileceğimiz en kötü durum,bu cevabı büyütüp tekrar tekrar yaşamamızdır.Geçmişe dönüp başarısız olduğumuz anların içinde kaybolmak yerine geleceğe dönüp başarılı olacağımız anların hayaline gömülmeliyiz.Dün aldığımız red cevabının dün için geçerli olduğuna inanmalıyız.Aksi halde bir günlük reddi haftalara,aylara hatta yıllara paylaştırırız.Bizi bir zaman zarfı içinde üzen hatıralarımıza,az ya da çok etkileyen başarısızlıklarımıza şunu söyleyebilmeliyiz:
-Artık Bana Karışma!..
Bunu söyleyemeyenler,en yakın dostları haline getirdikleri acıların,başarısızlık hatıralarının,her girişimde ayaklarına dolandığını görürler.Engellere yüz vermeye gelmez.Özümüz gerçek bir etkileyicidir.Elbise,jest,mimik,ses,konuşma gibi görüntüler aaltındaki özde,insanlar iyilik,dürüstlük,canlılık,teşebbüs gücü görürlerse hayran olurlar,severler.Başının üzerinde kara bulutlarla dolaşan,her "Hayır"ı ayrı bir yük halinde sırtında gezdiren birisinin özü zedelenmiştir.Onların "Evet" cevabı alma ihtimalleri gittikçe zayıflar.Eğer yolumuzdaki aksilikler birer öğretmen olmasaydı hiçbir keşif,icad ve sanat eseri mümkün olmazdı.

25 Mar 2010

Ekslibris Nedir?

Ekslibris, kitapseverlerin kitaplarının iç kapagına yapıştırdıkları üzerinde adlarının ve deıişik konularda resimlerin yer aldıgı küçük boyutlu grafik çalışmalardır. Kitabın kartviziti ya da tapusudur.İngilizce "Bookplate" olarak da bilinen ekslibris, kitap sahibini tanıtır, onu yüceltir ve kitabı ödünç alan kişiyi geri getirmesi konusunda uyarır. Bir mülkiyet işareti, sahiplenme göstergesi olmanın yanında kitabın hırsızlıga karşı korunmasını saglama işlevinin de oldugu söylenebilir. Sözcük olarak ...'nın kitabı, ...'nın kitaplıgına ait veya ...'nın kütüphanesinden anlamına gelir.

Ekslibris önemli bir iletişim aracıdır. Bir ihtiyaç grafigi olarak dogmasına karşın, estetik kaygılarla yapılan özgün yapıtlardır. Sanatı, insanın elleri arasına, kitapların içine kadar getirir, onun büyüleyici sıcaklııını hissettirir. Çok uzun bir geçmişe sahip bu sanat dalı, yapıldıgı döneme ait kültürel, tarihsel özellikleri günümüze taşıması nedeniyle de ilgi çekmekte, sanatçılar ve koleksiyoncular arasında önemli bir degiş tokuş objesi olarak kullanılmaktadır.

Ekslibrisin ilk ve en eski örneginin M.Ö. 1400 yıllarında açık mavi renk bir fayans üzerine yapıldıgı, bunun da III. Amenofis'in kitaplıgına ait oldugu ve bu levhaların papirüs rulolarını korumak için kullanılan agaç sandıklara takıldıgı tahmin edilmektedir. Gerçek anlamda ekslibrisler matbaanın icadıyla birlikte yapılmıştır. Önceleri sadece kilisenin ve prenslerin ellerinde bulunan çok degerli el yazması kitaplar, matbaa sayesinde alt düzeydeki soylular ve egitim görmüş burjuva sınıfı tarafında da elde edilmiştir. Böylece tek sayı olma durumunu kaybeden bu kitapların, hırsızlıktan ve kaybolmalardan korunması için özel bir mülkiyet işareti gerekliligi dogmuştur.

İlk ekslibrisin 15. yüzyılda Güney Almanya'da kullanıldıgı bilinmektedir. Bunlardan biri, 1450 yıllarında "Igler - kirpi” takma adıyla bilinen Alman papaz Johannes Knabenberg için yapılan ve çayırda bir çiçegi ısıran kirpinin resimlendigi 19 cm. boyutundaki ekslibristir. 16. yüzyılda, kitapların çogalmasıyla yaygınlaşan ekslibrisler, sadece Almanya'da degil diger Avrupa ülkelerinde de görülmeye başlanmıştır. Albrecht Dürer (1471-1528), Lucas Cranach (1472-1553), Edvard Munch (1863-1944), Kaethe Kolwitz (1867-1945), Emil Nolde (1867-1956), Paul Klee (1879-1940), Pablo Picasso (1881-1973), Oscar Kokoschka (1888-1980) gibi ünlü sanatçılar, zamanın önemli devlet ve bilim adamlarıyla yakınlarına ekslibris yapmışlardır.

Günümüzde ekslibris yapanlara baktıgımızda ise; gravürleriyle Rusya’dan Jury Borovitsky, Slovakya’dan Peter Augustovic, Çekoslovakya’dan Karol Felix, Robert Jancovic, Hollanda’dan Anneke Kuyper, İtalya’dan Ettore Antonini, Antonio Grimaldi, yüksek baskılarıyla Fransa’dan Jean Marcel Bertrand, Belçika’dan Mark Severin, Gerard Gaudaen, Frank Ivo Van Damme, Emiel Hoorne, Polonyo’dan Ryszard Tobianski, Çekoslovakya’dan Miroslav Houra, Ukrayna’dan Arkady Pugachevsky, litografileriyle Çekoslovakya’dan Marcel Hascic, Slovakya’dan Vladimir Gazovic, serigrafileriyle Belçika’dan Martin R. Bayens, Japonya’dan Masao Ohba, Romanya’dan Ovidiu Petca, bilgisayar tasarımlarıyla Belçika’dan Kurt Herman, Hollanda’dan Wim Zwiers gibi sanatçılar dikkat çekmektedir.

Kaynaklar:
1-http://www.hasippektas.com/ex.nedi.html
2- "Ekslibris ve Türkiye'deki Oluşumu", İçel Sanat Kulübü Bülteni, Ekim 1999, Sayı: 85, Sayfa: 27-30
Resim =http://www.oss.wroc.pl/dzialy/grafika/obrazki/ekslibris1.jpg

15 Mar 2010

Babil'in Asma Bahçeleri ; Dünyanın 7 Harikasından Biri

M.Ö. 450'li yıllarda tarihçi Herodot "Babil, yeryüzünde bilinen bütün diğer şehirlerin ihtişamını aşar." demiştir. Herodot, şehrin dış duvarlarının 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalınlıkta ve 97 metre yükseklikte olduğunu ve 4 atlı bir arabanın gezinmesine uygun olduğunu belirtmiştir. İç duvarlar, dış duvar kadar kalın değildi. Duvarların içinde som altından yapılmış büyük heykeller bulunan kaleler ve tapınaklar vardı. Şehrin içinde ünlü Babil Kulesi vardı. Bu kule, Tanrı Marduk'a yapılan bir tapınaktı ve cennete ulaşmak için göğe doğru yükseliyordu. Babil(*), M.Ö. 605'den itibaren 43 yıl hüküm süren kral Nebuchadnezzar tarafından yapılmıştır. Daha zayıf bir rivayete göre ise M.Ö. 810 yılından itibaren 5 yıl hüküm süren Asur kraliçesi Semiramis tarafından yapılmıştır. Bahçeler Nebuchadnezzar'ın sıla hasreti çeken karısı Amyitis'i neşelendirmek için yapılmıştı.Amytis, Medes kralının kızıydı ve iki ülkenin müttefik olması amacıyla Nebuchadnezzar ile evlendirilmişti. Onun geldiği ülke yeşil, engebeli ve dağlıktı. Mezopotamya(**)'nın bu dümdüz ve sıcak ortamı onu depresyona itmişti. Kral, karısının sıla hasretini gidermek için onun memleketinin bir benzerini yapmaya karar verdi. Yapay dağlar ve suların akacağı büyük teraslar yaptırdı. Yunanlı coğrafyacı Strabo'nun M.Ö.I yüzyıldaki tanımlamasına göre, bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden oluşuyordu. Bunların içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve ağaçların yetişebilmesi için toprakla doldurulmuştu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştı. Yüksekteki bahçeleri sulamak için Fırat nehrinden zincir pompalarla su yukarılara çıkarılıyordu. Zincir pompa, biri yukarıda, diğeriyse su kaynağında bulunan iki büyük volana gerili, üzerinde kovalar bulunan bir sistemdi. Nehirden dolan kova yukarıya çıkıyor içindeki suyu havuza boşaltıp tekrar nehre dönüyordu. Bu şekilde üst seviyelere taşınan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aşağıya doğru akıyordu. Yunanlı tarihçi Diodorus'a göre bahçeler yaklaşık 120 metre genişlikte ve 120 metre uzunluğunda ve 25 metre yüksekliğindeydi. İstilalar yüzünden sönmeye başlayan şehir, özellikle Pers Kralı Keyhüsrev'in Babil'i fethetmesinden sonra sönmeye başlamış, M.S. 5 ve 6. yüzyıllarda kumlara gömülmüş ve bir kum dağı haline gelmiştir. Bu şehrin, içindeki tapınakların ve asma bahçelerin kalıntıları ancak 20. yüzyılda yapılan kazılarla meydana çıkarılabilmiştir. Ejiptologlar ve arkeologlar, yillardan beri piramitlerin yalnizca ve yalnizca firavun mezari oldugunu iddia ediyorlar. Oysa, I.Ö 2500 dolayinda, henüz tekerlegi bile bulmadigi varsayilan bir ülkenin, bütün kaynaklarini kullanarak bu devasa yapilari yalnizca firavunlarina gösterisli mezar olsun diye yaptiklarina inanmak zor. Hele Giza'daki üç büyük piramitten söz edince, isler iyice "garip" hale geliyor. 1994 yilinda Robert Bauval adli Belçika asilli, çocuklugu Misir'da geçmis bir mühendisin "Orion Mystery" adli sansasyonel kitabi yayimlanana dek, dünyanin bu en gizemli üç anitinin niteligine iliskin ciddiye almaya deger bir teori atilmamisti ortaya. Erich Von Daniken'in spekülatif ve fazla hayalci "uzayli atalar" iddiasi, ancak beylik UFO masallarina malzeme olusturabilecek dayanaklara sahipti. Ejiptoloji ve ortodoks arkeolojinin "piramitler firavun mezaridir" varsayimlari, Misir'da sonraki dönemde insa edilen (ve asla Giza'daki 3 piramidin kalitesine erisemeyen) yapilarda "mezar" düsüncesini destekleyecek bulgulara ulasildigindan ötürü epey saglam görünüyordu. Aslinda ne Khufu'nun, ne Khafre'nin ne de Menkaure'nin piramitlerinde mezar, mumya ya da cesete rastlanmisti ama bu, yaygin inanci degistirmiyordu. 1979 yilinda Kahire'ye yaptigi bir gezi sirasinda Robert Bauval, üç büyük piramitin hizalanisinda bir gariplik farketti. Ilk iki piramit kösegenlerinden birbirinin tam hizasina yerlestirildigi halde, daha küçük olan Menkaure'nin piramidi, hafifçe sola kaymis gibiydi. Bu muhtesem yapilari yaratabilecek ve ölçülerde asla sasmayacak bir mimariye sahip olan Misirlilarin, üç piramidi ayni çizgi üzerine yerlestirmeyi basaramamis oldugunu düsünmek hiç akla yakin gelmiyordu dogrusu. Bauval, Misir kültürüne, özellikle de dinine merakli biriydi. Bütün antik uygarliklarda oldugu gibi eski Misir'da da tapinaklarin belli yildizlara göre hizalandigini, oriyentasyonlarinin "gündönümü" ya da "ekinoks"lara yöneltilmis oldugunu iyi bilirdi. Misir'da en belirgin ve baskin kült, Osiris kültüydü ve bu tanri, Orion takimyildiziyla simgelenirdi. Bauval bir gün gökyüzünü izlerken, Orion'un merkezindeki en önemli üç yildizin, Alnilam, Alnitak ve Mintaka'nin, ayni Giza piramitlerinde oldugu gibi bir hiza sapmasina sahip oldugunu farketti: Ilk iki büyük yildiz, Alnilam ve Alnitak dogru hizadaydi ama üçüncü ve en küçük yildiz olan Mintaka, hafifçe sola kaymisti digerlerine göre. Bu bulgu, astronomi destekli yapilan gözlemlerle Giza piramitlerinin Orion Kusagi olarak bilinen üç yildizin yeryüzündeki kopyasi olarak insa edildigini ortaya koyuyordu ve Misir yildiz dinini bilenler için hiç de sasirtici degildi. Misirlilar, yeryüzünü ve yasadiklari topraklari, gökyüzünün, yani ölümsüzlüge eristiklerinde ulasacaklari yerin bir kopyasi olarak düsünürlerdi ve piramit metinlerinden dini yazitlara dek her yerde bu vurgulanirdi. Nil, Samanyolu'na denk geliyordu Misir yildiz kültünde. Samanyolu'nun çevresindeki özel bir gökyüzü alani, eski Misirlilarin "Duat" diye adlandirdiklari "tanrilarin mekani"ydi; bunun yeryüzündeki kopyasi da Nil'in batisina denk getirilmisti! Bauval'in bulgusunda sasirtici olan sey çok daha baskaydi. Bu üç piramit I.Ö 2600 dolaylarinda yapilmisti ama, Orion yildizinin o tarihteki gökyüzü konumu, Giza'daki piramitlerin konumundan 45 derecelik bir sapma gösteriyordu. Bauval, bir bilgisayar programi (SkyGlobe 3.2) yardimiyla, Orion ile piramitlerin bire bir ayni dogrultuya yerlestigi tarihi aradi ve karsisina I.Ö 10.500 tarihi çikti! Isin ilginç yani, bu tarih Orion takimyildizinin presesyon (terimler için lütfen sözlüge bakiniz) döngüsünün en alt noktasina rastliyordu. Eski Misir kültünde, "ilk baslangiç" olarak anilan bir dönem oldugunu biliyordu Bauval: "Zep Tepi" olarak adlandirilan bu dönem, Misirlilarin ülkelerinin tarihini anlatirken, "Misir'i tanrilarin yönettigi mutlu dönem" diye söz ettikleri bir dilime de denk geliyordu. Binlerce yil önceyi anlatiyordu bu sözcük. Acaba Misirlilar piramitleri insa ederken, çok eski bir dönemi anmak üzere, Orion'un I.Ö 10.500'deki yerlesimini mi seçmislerdi master plan olarak? Bundan 4500 yil önce, presesyon hesaplari bile yapacak biçimde astronomi bilgisine nasil sahip olmuslardi? Yoksa bundan 12000 yil önce varolan bir uygarligin geride biraktigi izleri mi görüyorduk Misir'da? Robert Bauval, 1994'te yayimlanan "Orion Mystery" adli kitabinda bu sorulari sordu ve büyük sansasyon yaratti. Yanitlarsa, hala arastirilmayi bekliyor. İstilalar yüzünden sönmeye başlayan şehir, özellikle Pers Kralı Keyhüsrev'in Babil'i fethetmesinden sonra sönmeye başlamış, M.S. 5 ve 6. yüzyıllarda kumlara gömülmüş ve bir kum dağı haline gelmiştir. Bu şehrin, içindeki tapınakların ve asma bahçelerin kalıntıları ancak 20. yüzyılda yapılan kazılarla meydana çıkarılabilmiştir.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------
(*)Babil, Mezopotamya'da, adını aldığı Babil kenti etrafında kurulmuş, Sümer ve Akad topraklarını kapsayan eski bir imparatorluktur.
(**)Mezopotamya bugün, doğu Suriye, Güneydoğu Anadolu (Türkiye) ve Kuzey Irak'ı kapsayan coğrafi bölgeyi tarif eden bir isimdir. İrani halkların merkezi sayılmaktadır. Mezopotamya Eski Yunanca'da "iki nehir arasındaki yer" demektir; μέσος ("arasında") ve πόταμος ("nehir"). Kastedilen iki nehir Fırat ile Dicle'dir, zira bölge bu iki nehrin arasında kalır.

Kaynak:
1)Büyük Larousse Ansiklopedisi
2)http://tr.wikipedia.org
*Resim: www.balikesir.com

10 Mar 2010

Eiffel -Eyfel Kulesi Tarihçesi

Eiffel Kulesi
Paris'in güneyindeki Champ de Mars Meydanı'nda yükselen Eiffel Kulesi Fransa ve başka ülkelerde kurduğu köprülerle ve su kemerleriyle ünlü olan Fransız mühendis Alexandre-Gustave Eiffel eseridir.Bu mühendis bu kuleyi Fransız Devrimi'nin 100.yılını kutlamak üzere düzenlenen 1889 Paris Sergisi için tasarlamıştır ve o güne kadar yapılan bu yapı o yılların en ileri teknolojisi ile yapılmıştır.bu kulenin en büyük özelliklerinden biri, düşeyde düz bir çizgi üzerinde değil de, parabolik bir eğri üzerinde hareket eden asansörleridir. kulenin kendisi yapı mühendisliğinde bir devrim olmasının yanısıra, asansör imalatında da yepyeni bir çığır açılmasına sebep olmuştur[1].Kulenin tamamlanması 21 ay sürdü.Eiffel Kulesi ağırlığı 7.000 ton olan çelik direklerden yapılmıştır.Tabandan yüksekliği,sonradan eklenen 17 metrelik televizyon anteni de içinde olmak üzere 322 metredir.1931'de New York Empire State Binası'nın yapımına kadar dünyanın en yüksek yapısıydı.Merdiven yada asansörle çıkılan kulenin üç ana platformu vardır.Paris'i kuşbakışı görmek isteyenler için gidilecek başlıca yerdir.İkinci katta bir restaurant vardır.Kulede ayrıca radyo,televizyon istasyonu ile meteoroloji araştırmaları yapan bir merkez bulunur
Kaynakça
[1]http://www.itusozluk.com/goster.php/eiffel+kulesi/@685820
#Büyük Britannica Ansiklopedisi
#resim telif hakkı:http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Eiffel_tower.jpg

8 Mar 2010

Heisenberg Belirsizlik İlkesi Nedir?

Alman matematikçi ve fizikçi Werner Karl Heisenberg tarafından ortaya atılan ilke. temel olarak, atomik fiziksel varlıkların belirli bir andaki hızlarının ve konumlarının tam olarak belirlenemeyeceğini ifade eder. çünkü bir şeyi ölçmek, ölçülen şey ile bir etkileşimdir. ölçülen şey küçüldükçe ölçme sürecinin etkisi de artar. sonuçta bu etki, ölçme öncesindeki durumun yerini alacaktır. bu da ilk baştaki bilgiyi kaybettiğimiz anlamına gelir. sonuç ise, bizi yalnızca belirli bir konum ve hız için tahmin yürütmeye itebilir ancak. kesin olarak bilmemiz olanaklı görünmemektedir.

7 Mar 2010

John Steinbeck'in Kısa Özgeçmişi-(Hayatı)(1902-1968)

John Steinbeck'in Kısa Özgeçmişi-(Hayatı)(1902-1968):
Abd'li roman yazarını Uluslar arası üne kavuşturan 1939'da yayımlandığı Gazap Üzümleri (The Grapes of Wrath) adlı romanıdır.Californiya eyaletinde,Salinas'ta doğan Steinbeck bir süre Standford Üniversitesi'ne devam ettikten sonra işçi olarak çalışmaya başladı.Bu sırada edindiği deneyimler yazılarına yansıdı.Californiya'daki Meksika asıllı işçilerin yaşamına sevecen bir mizahla yaklaşan romanı Yukarı Mahalle,1935 (Tortilla Flat);ile edebiyat çevrelerinde adını duyurdu.Bunu,elma toplayan tarım işçilerinin grevini anlatan Bitmeyen Kavga (In Dubious Battle;1936) izledi.Fareler ve İnsanlar (Of Mice and Men;1937) ise iki göçmen işçinin karmaşık ilişkilerini,özlemlerini ve trajik sonlarını dile getirir.Bu yapıtlarında Steinbeck sıradan insanları ve topraksız tarım işçilerinin yaşam koşullarını konu aldı.1930'lardaki Büyük Dünya Bunalımı sırasında daha iyi bir yaşama kavuşma umuduyla Californiya'ya göç eden Oklahamalı yoksul bir aileyi konu alan Gazap Üzümlerinde Steinbeck,tarım işçiliği yaptığı sıradaki deneyimlerinden de yararlanarak polisin gaddarlığını,işverenlerin sömürüsünü ve işçilerin uğradığı düş kırıklığını gerçekçi ve sevecen bir yaklaşımla işledi.
Steinbeck'e 1940'ta Pulitzer Ödülü'nü kazandıran bu roman edebiyat değeri ve yarattığı etki bakımından 20.yüzyılın en önemli edebiyat yapıtları arasında yer aldı.2.Dünya Savaşı (1939-1945) sırasında savaş muhabiri olarak görev yapan Steinbeck,tarafsız Norveç'teki Nazi işgalini anlatan Ay Battı (The Moon is Down;1942) gibi faşizm karşıtı birkaç roman kaleme aldı.Çok sayıda film senaryosunun yanı sıra,Al Midilli(The Red Pony;1937),ve İnci(The Pearl;1947) adlı öykülerini senaryolaştırdı.
En başarılı senaryosu ise 1952'de yazdığı Viva Zapata'dır.Daha sonraki romanları arasında Sardalye Sokağı(Cannery Row;1945),Aşk Otobüsü (The Wayword Bus;1947),insanoğlunun 'iyi' ile 'kötü' arasındaki ikilemini ve mücadelesini işleyen Cennetin Doğusu (East of Eden;1952) sayılabilir.Asıl ünü 1930'larda yazdığı gerçekçi romanlarına dayanan Steinbeck'in son yapıtları arasında,Charley adlı köpeğiyle yaptığı Abd yolculuğunu anlatan Macera Yolcuları (Travels with Charley;1962)adlı kitap da vardır.Steinbeck,Mutsuzluğumuzun Kışı (The Winner of Our Discontent;1961) adlı romanın yayımlanmasından sonra 1962'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.